13 Aralık 2015 Pazar

Aralık 13, 2015 tarihinde, tarafından

Seyahat Yardımcısı : Londra (İngiltere)


Birleşik Krallığın ve lokomotifi İngiltere'nin başkenti, Avrupa'nın en kalabalık yerleşim yeri, yağmuru bol, yeşili bol, tarihi şehir: Londra.

Londra vizesi başvuru süreci çok karışık değil ancak biraz uğraştırıcı. Şu adresteki adımları tamamlamak gerekiyor. Form doldurma sırasında kredi kartı ile dolar cinsinden ödemeyi (2015 yılı için 133$) yapıp, başvuru yapılacak yerin seçilmesi gerekiyor. İstanbul'da belgeler Profilo AVM'nin yanındaki Teleperformance adlı şirkete teslim ediliyor. Mümkün olan tüm evrakların getirilmesi öneriliyor. Bu belgelerin İngilizce olması zorunlu değil. Sadece ziyaret amacını ve süresini içeren niyet yazısının İngilizce yazılmış olması yeterli. Randevu gününde belgeleri görevliye verip fotoğraf çekiminin ardından işlem tamamlanıyor. Belgelerin çoğunu kullanmayıp iade ediyorlar. 1 hafta gibi bir süre sonunda da vize sonuçlanmış oluyor. Pasaport, vize merkezinden teslim alınıyor. Şu blogda vize süreci hakkında neredeyse tüm soruların cevabı bulunuyor.

Londra'nın birden fazla uluslararası havaalanı var. Türkiye'den Gatwick, Heathrow ve Stansted Havaalanları'na uçuş bulunuyor. Bu havaalanlarından merkeze ulaşım için otobüsler ve trenler kullanılmakta. İstanbul'dan yaklaşık olarak 3 saat 40 dakikada Londra'ya ulaşılıyor. Uçakta verilen landing card'lara kişisel bilgiler, uçuş bilgileri ve kalınacak yer bilgilerini yazıp pasaport kontrolünde görevliye teslim etmek gerekiyor. Ülkeden çıkışta ise ayrıca bir pasaport kontrolü yapılmıyor.

Stansted Havaalanı'ndan Liverpool St. durağına gidiş - dönüş 32 pound'a tren bileti alınabilir. 45 dakikalık  bir yolculuğun ardından Liverpool St. durağında inerek metro hattına aktarma yapılabiliyor.

Toplu taşıma ücretlendirmesi için Londra içten dışa çeşitli zone'lara ayrılmış. (şu pdf'ten detaylı incelenebilir) Gezilecek yerler genellikle zone 1-3 aralığında. 1 haftalık toplu taşıma kartı için metro istasyonlarındaki görevlilere 1-3 zone aralığına 37.7 pound ödemek gerekiyor. Bir adet vesikalık fotoğraf verilerek travelcard adlı karton bilet teslim alınıyor. Vesikalık fotoğraf yoksa 5 pound depozito ücreti daha vererek travelcard özelliğindeki oyster card alınabilir. Oyster card, ülkemizdeki şehir kartları gibi dokunmatik geçiş sağlıyor. Travelcard ise kartın turnikedeki göze sokulup işlenmesinin ardından geri alınıyor. Bu işlem metro çıkışlarında da tekrarlanıyor. Bilet okutmasının kolaylığı bakımından oyster card daha kullanışlı gelebilir. Daha kısa süreli gezilerde oyster card günlük ücretlerde daha ekonomiktir.

Metro ile şehrin en merkezi yerlerine gidilebiliyor. Bunlardan ilki Trafalgar Meydanı. Meydan, ismini Fransız ve İspanyol donanmaları ile İspanya'da yapılan Trafalgar Deniz Muhaberesi'nden almış. Bu savaştan az sayıda kayıp vererek üstünlükle ayrılan orduya ithafen bu meydana isim verilmiş. Meydanın tam ortasında da savaştaki Amiral Nelson'un anıtı (Nelson's Column) bulunmakta. Anıtın altında, savaştaki meşhur sinyali "England expects that every man will do his duty" yazısı göze çarpmaktadır. National Galley'nin hemen önünde bulunan bu meydan, birçok insan tarafından dinlenme ve buluşma noktası olarak kullanılıyor.

Meydana, buranın daha önceki ismi olan Charing Cross metro istasyonu'nda inerek ulaşılabilir

Meydanın karşısındaki Whitehall Caddesi'nden dümdüz ilerleyince sağda yeşil alan Parlamento Meydanı, solda meşhur Big Ben saat kulesi ve Westminster Sarayı (Parlamento Binası) görünecektir. Birçok protesto ve gösterilere ev sahipliği yapan bu meydanda Winston Churchill, Abraham Lincoln, Mahatma Gandhi, Nelson Mandela gibi ünlü isimlerin heykelleri yer almaktadır.

Parlamento Meydanı, Londra'daki ilk trafik ışıklarının bulunduğu yer olarak da ünlüdür

Günümüzde halen İngiltere'nin parlamento binası olarak kullanılmakta olan Westminster Sarayı, meydan ile Thames nehri arasındaki konumuyla, Big Ben ve Victoria kuleleri ile şehrin en ilgi çeken yapıları arasında yer almaktadır. Sarayın içi, parlamento tatilleri zamanında turist ziyaretine açıktır. İngiliz vatandaşları ise faaliyet süresinde de burayı ziyaret edebilmektedirler. Sarayın yanında Westminster metro durağı da bulunmaktadır.

Sarayın bir tarafında Victoria kulesi, diğer tarafında Elizabeth kulesi yer alır. Büyük yangından sonra yeniden inşa edilen sarayın King's Tower kulesine, İngilizlerin sevilen kraliçesi 2. Victoria'nın ismi verilmiş. Günümüzde bu kulede parlamento arşivleri tutulmaktadır. Eski adıyla The Clock Tower olarak bilinen Queen Elizabeth II saat kulesi, Londra'nın sembol yapıları arasındadır. Görevdeki 60. yılını dolduran Kraliçe II. Elizabeth'ı onurlandırmak için bu isim verilmiş olsa da kule halen en büyük çanın ismi olan Big Ben olarak tanınmaktadır. Kuleleri ziyaret turistler için mümkün değildir. İngiliz vatandaşları için ise katı kurallar vardır.

Westminster Sarayı, Thames nehri üzerindeki Westminster Köprüsü'nden net olarak görülebilmektedir

Parlamento Meydanı'nda Westminster Abbey ve St Margarets Church kiliseleri de görülmesi gereken yerler arasındadır. Londra fotoğraflarının vazgeçilmez karelerinden ünlü telefon kulübesi ve arkada Big Ben manzarası da bu meydandan çekilmektedir.

Londra'nın diğer önemli yapısı, İngiliz kraliyet ailesinin evi Buckingham Sarayı'dır. Buraya, Trafalgar Meydanı'ndan Admiralty Kemeri (Admiralty Arch)  altındaki ağaçlı The Mall caddesini yürüyerek ulaşılabilir. Saray, Buckingham Dükü için inşa edilmiş, uzunca bir süre özel mülk olarak kullanılmış, daha sonra Kraliçe Victoria'nın taşınması ile kraliyet ailesinin yaşadığı yer olarak tarihteki önemine kavuşmuş. Sarayın önünde, kendisine ithafen dikilmiş Victoria Anıtı bulunur. Saray, günümüzde çeşitli balo ve törenlerin düzenlendiği, başbakanın göreve atandığı yer olarak da kullanılmaktadır. (Kraliyet ailesi buranın haricinde daha batıda Windsor Kalesi ve İskoçya'daki Holyrood Sarayı'nda ikamet etmektedir.) 


Sarayın diğer bir özelliği ise buranın kraliyet ordusu nöbet değişimlerinin yapıldığı yerlerden biri olmasıdır. Nöbet değişimi Buckingham Sarayı, St James’s Palace ve Wellington Barracks (Kışla) arasında gerçekleşen bir törendir. Kış sezonunda iki günde bir, diğer zamanlarda her gün, saat 11.00 gibi başlar, 12.00'ye kadar sürer. Saray önündeki tören en çok ilgi çekenidir. Gösterilerin çok sık yapılmasına rağmen her gün kalabalık bir izleyicisi bulunmaktadır. Bu nedenle iyi bir yerden izlemek için başlangıçtan en az yarım saat önce bölgede yer almak gerekmektedir.

Törende kabaca şunlar olur : 11.00'de St James’s Palace'daki mevcut nöbetçilerden oluşan birlik, The Mall caddesi üzerinden bando eşliğiyle saraya gelir. Bu sırada, saraydaki mevcut nöbetçiler avluya gelerek sıraya geçer. Saat 11.15 gibi, St James’s Palace nöbetçileri, güney kapıdan saraya giriş yapar, saray nöbetçilerinin yanında sıradaki yerlerini alırlar. Yeni nöbetçiler Wellington Kışlası'ndan gelmektedir. Kışlada 11.10 gibi toplanan askerler, saraya doğru marşlar eşliğinde yol alır. 11.30 gibi sarayın kuzey kapısından giriş yaparak avludaki mevcut nöbetçilerin tam karşısına geçerler. Eski ve yeni nöbetçilerin bandoları sırayla marşlarını çalarken saray nöbetçileri ile yeni gelen askerlerin bir kısmı arasında nöbet değişimi gerçekleşir. Ardından tüm eski nöbetçiler Wellington Kışlası'na yola koyulur. Sarayın yeni nöbetçileri görev yerlerine geçer, kalan yeni nöbetçiler de The Mall caddesi üzerinden St James’s Palace'daki görev bölgelerine geçer. Bu süre içerisinde kraliyet bireyleri sarayda bulunuyor ise saraydan kraliyet sancağı dalgalanır. Bandolar her zaman olmayabilir. Programa şu adresten, nöbet değişim günlerine şu adresten bakılabilir. Sarayın içi, yaz ayarında ziyarete açıktır.



Şehrin diğer bir tarihi yapısı Londra Kulesi (Tower of London) adlı kaledir. Başlangıçta Normandiya Dükü William tarafından bir kale olarak yaptırılan bu yapı, daha sonra etrafına hendek ve çeşitli kulelerin eklenmesi ile büyük bir kompleks olarak günümüze kadar ulaşmıştır. Thames nehrinin kenarındaki bu kale çeşitli dönemlerde balo ve törenlere ev sahipliği yapmış, çeşitli dönemlerde ise savaş esirlerinin tutulduğu, işkence gördüğü ve idam edildiği zindan olarak kullanılmış.

İçerisinde kraliyet mücevherleri, darphane ve önemli devlet arşivlerinin de bulunduğu kale, 24.5 pound ödenerek gezilebilmektedir.

Kalenin yanında, Thames Nehri üzerinde iki adet kulesiyle ve açılabilir yapısıyla meşhur, Londra'nın tarihi köprüsü Tower Bridge yer alır. Thames Nehri'nin iki yakasındaki ticareti hızlandırmak, aynı zamanda nehir trafiğini engellememek için tasarlanan köprü, adını yanındaki kaleden almıştır. Köprü yaya trafiğine açıktır. 9 pound ücret ödenerek tepesinden şehir manzarası ve köprünün açma-kapama mekanizması gözlenebilir. Kale ve bu bölgeye Tower Hill metro istasyonundan ulaşılabilmektedir.

Köprünün açılış saatleri önceden bellidir. Şu adresten programa bakılabilir

Tower Bridge üzerinden şehrin finans bölgesi. Gökdelenler soldan sağa 20 Fenchurch Street, The Leadenhall Building ve 30 St Mary Axe

Kalenin karşı kıyısındaki More London sitesi (City Hall, The Scoop gibi yapıları içerir),  şehrin en yüksek binası The Shard ve nehir üzerindeki müzeye çevrilmiş tarihi savaş gemisi HMS Belfast

Thames nehri üzerinde çok sayıda köprü bulunuyor. London Bridge nehir üzerindeki ilk köprü olması bakımından ayrı bir öneme sahip. Köprünün ilk olarak 1. yüzyılda yapıldığı söylenmektedir. Günümüzdeki hali ise 1973 yılında yapılmıştır. (Bundan bir önceki köprü 1968 yılında Amerika'ya satılmış, günümüzde Arizona'da kullanılmaktadır.) Westminster Köprüsü, Blackfriars Köprüsü, Waterloo Köprüsü, Southwark Köprüsü, Millennium Köprüsü, Lambeth Köprüsü nehrin en bilinen köprülerindendir. Nehrin altından geçen araç ve metro tünelleri de bulunmaktadır.

Londra'nın içerisinden geçen, Manş Denizi'nin kolu olan Thames (tems olarak telaffuz ediliyor), kahverengi renkli, İngiltere sınırları içerisindeki en uzun, Birleşik Krallık içerisindeki en uzun ikinci nehir (En uzunu olan Severn nehri, Galler ve İngiltere'nin içerisinden geçiyor). Söylentilere göre ismini ilk çağ dönemindeki Avrupalı Kelt kavminde 'koyu' anlamına gelen 'Tamesas' 'dan alıyor. Rönesans döneminde, Kelt'lerin Yunan kökenli olduğu düşünülerek T ile a arasına h harfini yerleştiriyorlar. Renginin kahverengi olmasının doğal kir ve alüvyonlar dışında asıl sebebi diyatome adlı esmer renkli tek hücreli yosunlar. Nehirde onlarca tür balık yaşıyor. Musluktan akan sular büyük oranda bu nehirden geliyor ve bu suyu mümkün olduğunca arıtmaya özen gösteriliyor. Nehrin karşılıklı duvarlarında ağzında halka olan yeşil renkli aslan heykelleri dikkat çekebilir. Bu heykeller, nehrin suyunun tehlikeli derecede yükselmesini tespit etmede kullanılıyorlar. Halkalar ise acil durumlarda küçük teknelerin bağlanabilmesi için planlanmış. Günümüzde Thames Bariyerleri sayesinde nehrin yüksekliği kontrol altında tutulduğundan bu heykeller daha çok süs amaçlı bulunuyor denebilir.

Nehir üzerinde tur yapmak da mümkün. Westminster Pier'den ve karşısındaki, şehrin ikonik yapılarından London Eye'ın yanından kalkan turlar bulunuyor. Çeşitli tipler için farklı ücreti bulunan turlarda Travel/oyster kart sahiplerine %30 indirim uygulanıyor.

London Bridge üzerinden Thames nehri ve Tower Bridge manzarası

Thames nehri kıyısında, şehrin sembolleri arasındaki London Eye, Londra'yı tepeden görebilmek için turistlerin çoğunlukla tercih ettiği dönme dolaptır. Nehrin güneyinde, açık havada 40 kilometreyi bulan geniş görüş açısıyla vakti / maddi durumu müsait olanların mutlaka görmesi gereken bu yapının biletleri arka taraftaki ayrı bir bina içerisinde satılıyor. Kişi başı ücreti 21,5 pound olan biletlerden alıp uzunca bir sıraya girmek gerekiyor. Sıra beklemek istemeyenler için fasttrack bilet ücretleri 29,5 pound. 32 adet kapsülden birine biniliyor (Londra genelindeki 32 bölgeye ithafen. Numaralandırma 1'den 33'e kadar. Kötü şans getirmemesi için 13 numara atlanmış). Bir kapsül 25 kişinin rahatça sığabileceği büyüklükte. Dileyen, yüklü bir miktar ödeyerek kapsülleri kiralayabiliyor, yarım saatlik bir romantik tur ya da 25 arkadaşlı eğlence odası olarak kullanabiliyor.

Yorulanlar için kapsül içerisinde oturma yerleri de bulunnuyor


Yaklaşık yarım saat süren tur boyunca dönme dolap binerken de inerken de sürekli ağır hızda hareket halinde (saniyede 26 cm). Tepeye çıkınca hangi binanın neresi olduğunu daha rahat görebilmek için bilet gişesinden 1 pound ücreti olan rehberlerden satın alınabilir. Bilet ofisinin olduğu binada kısa bir sinema gösterimi ile 4 boyutlu Londra turu yapılabiliyor.

Söz konusu Londra olunca biraz da müzelerinden bahsetmek gerekecektir. National History Museum, British Museum, National Gallery en meşhur olanları. National Gallery, Trafalgar Meydanı'nda, oldukça merkezi bir konumda yer alıyor. İçerisinde birçok ünlü ressama ait tablolar yer alıyor. National History Museum, girişinde ziyaretçileri karşılayan devasa dinozor heykelinin de işaret ettiği gibi onlarca eskiçağ hayvan iskeletinin yanı sıra içerisinde çeşitli taş - fosil ve doldurulmuş hayvanardan oluşan geniş bir doğa tarihi ziyafeti sunmakta, özellikle çocuk ziyaretçilerin ilgisini çekmektedir. Hyde Park yakınlarındaki bu müzeye en kolay South Kensington metro durağından ulaşılabiliyor. Eski çağlardaki eşsiz yapıların, heykellerin, çok sayıda antikanın bulunduğu, Londra'nın en çok ziyaret edilen müzesi ise British Museum. Mısır hiyerogliflerinin çözümünü kolaylaştıran Reşit Taşı (Rosetta Stone), epik şiirler arasında önemli yere sahip Beowulf bu müzede sergilenen ilgi çeken eserlerdendir. Müzeye hemen hemen eşit mesafedeki Tottenham Court Road, Holborn, Russell Square ve Goodge Street duraklarından biri ile ulaşılabiliyor.

Bu müzeler sundukları içeriğin haricinde ücretsiz olmasıyla da dikkat çekiyor. Bu müzeler haricinde Museum of London, Science Museum, National Maritime Museum, Tate Modern, Imperial War Museum, V&A Museum of Childhood müzeleri de ücretsiz ve görülmeye değer yerlerden. Madame Tussauds, Design Museum London, The Guards Museum, London Transport Museum gibi müzeler ise meşhur müzelerden ücretli olanları arasında yer alıyor.

National History Museum üst katından eşsiz bir mimari seyredilebilir

Müzeler haricinde, Londra'daki en önemli kültürel aktivitelerden biri müzikaller. şehirdeki farklı yerlerde her gün, günde iki kez müzikal performansları gerçekleştiriliyor. Müzikaller arasında tercih yapmak ve biletlerini temin etmek için National Gallery'nin arka tarafındaki Leichester Square'de  yer alan TKTS ofisine gidilebilir. Gösterilerin ortalama fiyatları 15 pound. Çarşamba günleri çoğu gösteride %50 indirim uygulanıyor.

Londra yemşeyil parklarıyla da meşhur bir şehir. Buckingham Sarayı'na giden ağaçlı yolun sol tarafı St. James Park, saraya varınca sağ taraftaki yoldan ulaşılan Green Park, bu parkın Wellington Kemeri (Arch) çıkışından sonra başlayan geniş yeşillik Hyde Park birbirine bitişik sayılabilecek olanları. Biraz uzakta, Camden bölgesinde Regent's Park'ı da bu bitişik parkların arasına ekleyebiliriz. Bunların arasında şüphesiz en meşhuru olan Hyde Park, içerisindeki Serpentine Gölü, Kensington Bahçeleri (burası ayrı bir park olarak da söyleniyor), Speaker's Corner gibi yerleri ile kalabalığın en yoğun olduğu, bol sincaplı yeşil alandır. Buraya metroyla Hyde Park Corner veya Marble Arch durağından kolaylıkla ulaşılabilmektedir.

Şehrin en güzel parklarında Regent's Park

Hyde Park'taki Serpentine Gölü'nde Nisan - Ekim ayları arasında bot turları yapılıyor

Marble Arch durağının olduğu girişte yer alan Speaker's Corner, normalde herhangi bir belirginliği olmayan, Pazar günleri ise herhangi bir kişinin sandalye/tabure üzerine çıkarak konuşma yaptığı bir alan. Bu gelenek 1872 yılından beridir sürmekte. 1866 yılında çıkan, işçi sınıfına seçme hakkı tanınması için düzenlenen eylemde parka girişin polislerce engellenmesinden sonra alınan karar ile yıllardır herkesin özgürce fikirlerini anlattığı bu bölgede zamanında devrimci filozof Karl Marx, ülkenin ilk sosyalistlerinden şair/yazar William Morris, Rus sosyalist devrimci Vladimir Lenin, yazar George Orwell, siyahların hakları savunucularından Marcus Garvey de konuşma yapmış önemli isimlerden.

Şehrin en büyük parkları ise biraz uzakta yer alan Bushy ve Richmond Parkları'dır. Standart turist rotasında yer almayan bölgedeki bu geniş yeşillikler vakti bol olanlarca mutlaka görülmelidir. 

İngiltere denince akla gelenlerin üst sıralarında hiç kuşkusuz; futbol yer alır. Sadece Londra sınırları içerisinde Arsenal, Chelsea, Crystal Palace, Tottenham Hotspur, West Ham United Premier Lig takımları bulunuyor. Fırsat bulup bu maçlardan birine gitmek de meraklıları için ayrı bir deneyim olacaktır.

Londra gez gez bitecek bir yer değil.  Oxford ve Regent Caddeleri alışverişin merkezi olan caddeler. Regent Caddesi bitimindeki Piccadily Circus, adeta küçük bir New York Times Meydanı havasında, ışıl ışıl bir bölge. Burası ile Oxford caddesi arasındaki Soho bölgesinde çeşitli restoranlar, alışveriş yerleri ve Chinatown yer alıyor. National Gallery'nin arka kısmı ile Soho arasındaki Leicester Square de restoran ve pub bakımından oldukça zengin bir bölge. Buranın az doğusundaki Covent Garden da turistlerin yoğun olduğu alışveriş/yeme-içme yerlerinden. Regent's Park civarındaki Camden Market de yeme-içme-alışveriş için mutlaka uğranması gereken bir bölge. Buradaki Camden Lock ve Stables marketleri mutlaka, özellikle Pazar günleri ziyaret edilmeli. Buranın üst kısmındaki Abbey Road, Beatles grubu üyelerinin geçtiği yaya geçidiyle meşhur. (Burayı karşıdan karşıya geçerken fotoğraf/selfie çeken çok sayıda insanı görünce anlayacaksınız) Hyde Park tarafında, Knightsbridge bölgesindeki Harrods, şehrin sembol alışveriş merkezi. Filmiyle ve karnavalıyla meşhur olan Notting Hill semti, şehrin ünlü kilisesi St. Paul Katedrali ve bitişiğindeki Paternoster Square, yine bu bölgedeki The Monument da ilgi çekici yerler arasında. Katedral gereksiz derecede pahalı olduğundan görülmese de olur (giriş fiyatı gişede 18 pound, internetten 15,5 pound). The Monument, şehirdeki 1666 yılındaki büyük yangının anısına dikilmiş. 4 pound ücret ödeyerek London Bridge'in kuzey ucunda yer alan bu anıtın tepesinden şehir manzarası izlenebilir. Köprünün diğer ayağının olduğu yerdeki Borough Market'te de çok çeşitli yiyecekler bulunabilir. Şehrin iş merkezlerinin yoğunlukla yer aldığı Canary Wharf'ta iş saatleri içerisinde çok sayıda takım elbiseli insan görmek mümkündür. Başlangıç meridyenin geçtiği varsayılan Greenwich de biraz uzak olsa da Londra sınırları içerisinde görülebilecek yerler arasındadır.


 Şehrin en renkli yerlerinden Piccadily Circus

 Camden'daki Camden Lock Market'teki yemek yerleri.

 Stables Market, Camden'da Lock Market'in bitişiğinde.Burası Camden Lock Market saat 18 gibi kapandıktan sonra daha da kalabalıklaşıyor. Camden bölgesinin müdavimlerinden Amy Winehouse heykeliyle de ilgi çekiyor.

Soho'daki Chinatown bölgesi 

 Borough Market

Fish and chips için genelde morina, mezgit ya da pisi balığı tercih ediliyor

 Abbey Road'da yürüyen insanlar bazen trafiğin tıkanmasna sebep oluabiliyorlar

Şehirde bu kadar çok görülecek yer varken doğal olarak toplu taşıma da oldukça gelişmiş durumda. Bu siteden metro/tren ve otobüslerin kalkış saatleri ve varılacak yere ortalama süre hesaplanabilir. Metro her türlü turistik bölgeye ulaşmak için yeterli olsa da şehrin meşhur çift katlı kırmızı renkli otobüslerine de binerek yolculuk yapılmalı. Metrolarda yolcuların çoğunun gazete okuduğu dikkat çekebilir. Çoğu istasyon girişlerinde ve meydanlarda ücretsiz günlük gazeteler (Metro newspaper, London evening standard) dağıtılmaktadır. Metrolarda her durakta "mind the gap between the train and the platform" anonsu o kadar yerleşmiş ki bu sözün magneti ve bardakları çoğu alışveriş mekanlarına göze çarpacaktır.

Londra'da yerel yemek kültürü pek yok ancak farklı kültürlere ait türlü türlü restoranlar mevcut : Pakistan - Çin - Hint - Vietnam - Endonezya gibi mutfaklardan yemekler yenebilir. Buralarda fiyatlar 10 ile 20 pound arasında değişmektedir. Daha uygun fiyatlı ve nispeten yerel olan fish and chips de yeterince doyurucudur. Fiyatı yaklaşık 7 pound. Yemek yemek için Camden Lock, Stables, Borough Market ve Covent Garden tercih edilebilir. Buralarda 5-10 pound arasında güzel ve doyurucu yiyecekler bulunuyor. Kahvaltı için omlet - domuz sosisi - soslu kuru fasulye - mantar - black puddingden (adına kanmayın, domuz kanı içeren, tuzluya yakın yumuşak yiyecek) oluşan tabak ve sütle servis edilen İngiliz çayı tüm Britanya'da olduğu gibi burada da meşhurdur.

Londra trafiğin tersten akması buna alışık olmayan turistler için başta zorluk çıkarıyor gibi görünse de trafiğin yoğun olduğu bölgelerde yol üzerlerinide yer alan "look right" "look left" yazıları yol gösterici olabiliyor. Diğer bir problem prizler. Prizler ülkemizde kullandıklarımızdan farklı olarak 3 girişli. Çoğunlukla alttaki ikiliyi zorlayarak ek bir aparat olmadan elektrikten faydalanılabilir.  Yine de bir tane dönüştürücü temin etmekte fayda var.

Londra için alınan Birleşik Krallık vizesi ile İskoçya'ya da girilebildiğinden bu gezi sonrasında bir sonraki durak genelde İskoçya olmaktadır. Eğer Londra'daysanız ve AB ülkelerine giriş engeliniz yoksa uçak yerine Manş tüneli üzerinden Fransa'ya ulaşmayı da tercih edebilirsiniz.
Devamını Oku
      edit

25 Ekim 2015 Pazar

Ekim 25, 2015 tarihinde, tarafından

Seyahat Yardımcısı : Gent (Belçika)

Gent

Doğu Flandre'nin başkenti, Brüksel - Brugge arası günübirlik seyahat bölgesi, üç kulesiyle meşhur, üniversite şehri ; Gent.

Türkiye'den ulaşım için öncelikle uçakla Brüksel'e gelip burada şehir merkezindeki istasyonlardan kısa aralıklarla kalkan Brugge/Gent trenlerine binmek gerekiyor. Brüksel, trenler ve bilet fiyatları hakkında yardımcı olabilecek bilgiler için şu adrese bakılabilir. Yaklaşık yarım saatlik bir tren yolculuğunun ardından Gent istasyonu çıkışında otomatlardan 3 euro karşılığında bir saat geçerli tramvay bileti alıp 1 numaralı tramvaya binip birkaç durak sonra Korenmarkt durağında (5. peron) inerek şehrin en turist çeken bölgesine varılabilir.

1 numaralı tramvay, tren istasyonundan çıktıktan sonra sol tarafta yer alıyor

Korenmarkt durağında inince yolun sonunda Gent'in meşhur üç kulesinden biri olan St. Nicholas Kilisesi (Sint-Niklaaskerk) görünecektir.

St. Nicholas Kilisesi, yanındaki Belfry kulesi yapılana kadar şehrin gözlem noktası olarak kullanımış

Belfry saat kulesi, 91 metre yüksekliğiyle şehirde dikkat çeken diğer bir yapıdır. Giriş ücreti 6 euro olan kuleden şehrin manzarasını izlemek gerekir. Brugge'deki saat kulesinden farklı olarak asansörle çıkılabilmekte, manzarası, telle kapatılmış pencere yerine açık balkondan izlenebilmektedir. Ayrıca daha az turist bulunduğundan daha rahat hareket etmek, daha uzun vakit geçirmek mümkündür.

Saat kulesinin tepesinden St. Nicholas Kilisesi ve arkasındaki şehir manzarası

Şehrin meşhur üçüncü kulesi St. Bavo Katedrali'ne (Sint-Baafskathedraal) aittir. Katedral, mimarisiyle, Hubert ve Jan van Eyck kardeşlerin önemli eseri Ghent Altarpiece (Adoration of the Mystic Lamb / The Lamb of God) tablosuyla çok sayıda ziyaretçi çekmektedir.

Katedral, Roma İmparatoru Şarlken'in vaftiz edildiği yer olarak da öneme sahip

Bu meşhur üç kuleyi birden görmek için en güzel nokta St. Michael Köprüsüdür (Sint-Michielsplein). Leie Nehri'nin üzerindeki bu köprü, karşısında kule manzaraları, diğer ucunda kilisesi, yan tarafında turistik caddeleri ile kartpostallık fotoğrafların çekilebileceği bir konuma sahiptir.

Köprü üzerinden St. Nicholas Kilisesi, Belfry saat kulesi görünümü (St. Bavo Katedrali kulesi 2015 yılında bakımda olduğundan fotoğraf karesine alınmadı)

Köprünün diğer ayağında St Michael kilisesi yer almaktadır. Çeşitli politik ve dini anlaşmazlıklardan dolayı 200 yılı aşkın bir süre sonra yapımı tamamlanabilmiş bu kilise Leie nehrinin kıyısında güzel bir konuma sahiptir.

St. Michel Kilisesi, şehrin en yüksek kuleli yapısı olarak planlanmış ancak maddi sıkıntılardan dolayı mevcut şeklinde inşa edilmiş

Graslei ve Korenlei, Leie nehrinin kıyısındaki karşılıklı iki kordondur. Gent'in eski limanı olan bu bölgede yürüyüş yapmak, yakınlarındaki kafelerde oturmak keyifli olacaktır. Bu bölgede bot turu yapılmaktadır. Çocuk ve yaşlılara indirimli olan turlar standart turistler için 7 euro'dur.

St. Michel Köprüsünün sağ tarafındaki Graslei bölgesi daha eski bir muhit olduğundan çokça tarihi yapıya ev sahipliği yapmaktadır

Gravensteen Kalesi, Gent'e gelen turistlerin ilgisini çeken diğer bir tarihi yapıdır. Eski çağlarda Doğu Flandre kontlarının konakladığı yer olarak kullanılan bu kalede günümüzde çeşitli kültürel aktiviteler de yapılmaktadır.

Gravensteen Kalesi'ne giriş yetişkinler için 10 euro. 0-19 yaş arası ise ücretsiz

Şehirde çok sayıda çarşı (Markt) da yer alıyor. Korenmarkt, Groentenmarkt, Vrijdagmarkt bunlardan bazıları. Hepsi de birbirine yakın ve görülmeye değer yerler. Yemek yemek ve dinlenmek için tercih edilebilecek mekanların çoğu buralarda bulunabilir.

Tren hattı boyunca herhangi bir durakta inip gün içinde aynı rotadaki bir başka trenle, aynı bileti göstererek seyahat edilebildiği  için Brüksel'den Brugge'e veya tam tersi rotada gidenlerin sıklıkla tercih ettiği bir yöntemle birkaç saatte gezilebilecek bir şehir Gent. Belçika gezisinde ziyaret edilmeyi kesinlikle hak ediyor.
Devamını Oku
      edit

9 Eylül 2015 Çarşamba

Eylül 09, 2015 tarihinde, tarafından

Seyahat Yardımcısı : Brugge (Belçika)


Tarih ve çikolata kokan, Batı Flandre'nin merkezi, huzur dolu şehir; Brugge.

Doğrudan uçuş bulunmuyor bu sevimli kente. Brüksel'e gelip buradan trenle ulaşım oldukça kolay. Brüksel'den gidiş dönüş 15 euro'ya tren bileti alınabiliyor. Haftasonları ve 25 yaş altındakilere indirim uygulanabiliyor (fiyat 8,5 euro'ya kadar düşebiliyor). Trenler genelde çift katlı, 220 v prizli standart üstü araçlar. Gün içinde çok sayıda tren kalktığından Central Nord veya Midi istasyonlarının birinden bilet alınabilir. Brüksel hakkında yardımcı olabilecek bilgilere şu adresten göz atabilirsiniz.

1 saatlik tren yolculuk süresince önce Gent ardından Aalter istasyonlarında yolcu değişimi oluyor. Aynı gün içerisinde trenden inip sonraki trenlerden biriyle ekstra ücret ödemeden yola devam edilebiliyor.

Brugge Tren istasyonundan inince görünen şehir manzarası. Tam karşıdaki yüksek yapı Aziz Salvator Katedrali, sağdaki sivri kuleli yer ise Our Lady Church

Tren istasyonu şehir merkezine yürünerek ulaşılacak bir mesafede bulunuyor. Fazla eşyası olanlar taksileri tercih edebilir. Yürümek isteyenler yolun karşısından ilk sağa dönüp Minnewater gölüne doğru giden bol ağaçlı rotayı takip ederek şehre güzel bir başlangıç yapacaktır.

Poertoren Kulesi yanındaki meşhur köprüden Minnewater Gölü manzarası

Minnewater Gölü'nün bitiminde tarihi Beguinage (Begijnhof /Kadınlar Manastırı) yer almaktadır. Bir zamanlar Belçika'daki bekar/dul kadınların sığındığı bir yerleşim alanı olan büyük duvarlarla çevrili bu bölgeye göl üzerindeki küçük köprüden geçilerek girilmektedir.

Beguinage evleri

Beguinage'den çıkıp köprüden geçerken sağ kısımda gölde çok sayıda kuğu dikkat çekmektedir. Köprüden geçtikten sonra sol tarafta ise girişinde at kafası heykeli olan bir çeşme göze çarpar. Ardındaki dar yolun bitiminde soldan devam edince (Katelijnestraat) sivri kulesi ile Our Lady Church belirecektir. Kilise, içerisindeki Meryem ve İsa heykeli ile meşhurdur. Kilisenin yanındaki Gruuthusemuseum ve karşısındaki Old St. John's Hospital binasını da görmeden geçmemek gerekir. Görülmesi gereken bir diğer yapı, yol üzerindeki St. Salvator Katerdrali'dir.

Şehir Merkezi'nden Our Lady Church (solda) ve St. Salvator Katerdrali (sağda) görünümü

Şehirde iki kalabalık meydan var : Markt (Grote Markt) ve Burg. Markt meydanı, ortasındaki Jan Breydel ile Pieter de Coninck heykeli ve karşısındaki Belfry saat kulesiyle (Belfort) meşhur. Heykel, 1300'lü yıllardaki Altın Mahmuzlar Savaşı'nda (Battle of the Golden Spurs) Fransızlar'a karşı başarı sağlayan komutanların anısına yapılmış. Bölgenin en dikkat çekici yapısı ise şüphesiz Belfry saat kulesi. İçerisindeki merdivenleri çıkarak 83 metre yüksekten -tel ile korunmuş pencerelerden- şehir manzarasını izlemek mümkün. Kule 9.30 - 17 saatleri arasında açık. 8 euro tutarındaki bilet satışları ise 16.15'te sona eriyor. (6-25 yaş arası ve 65 yaş üstündekiler 6 euro ödüyor) Kulede en fazla 70 kişinin bulunmasına izin verildiğinden uzun bir süre kuyrukta beklemek gerekebilir. Açılış öncesi veya kapanış saatlerine yakın daha az sıra oluyor.

Belfry Saat Kulesi'ne çıkarken Markt Meydanı görünümü

Kuledeki mekanizma

Burg Meydanı, Markt'ın hemen yanında, nispeten küçük bir alanda yer alıyor. Burada belediye binası, nüfus dairesi (Civil Registry), Özgürlük Sarayı (Palace of the Liberty of Bruges), Kutsal Kan Bazilikası (Basilica of the Holy Blood) gibi tarihi yapılar bulunuyor. 

Belediye binası

Kutsal Kan Bazilikası

Kutsal kan bazilikası 9.30 - 12 ve 14 - 17 saatleri arasında açık. Ücretsiz olarak gezilebilen bazilikanın üst katında, bir tüp içerisinde, İsa'ya ait olduğuna inanılan kan ziyaretçilere görevli eşliğinde gösteriliyor. Her ziyaretçi tüpe bakma sırası geldiğinde küçük çaplı bir ayin yapıyor.

Brugge'de bot turu, vakti olanların mutlaka yapması gereken bir aktivite. Yürürken gözden kaçabilecek güzellikte manzarayı kanallarda yarım saatlik turlarla yakalamak mümkün. Bot turları birden fazla yerde başlıyor. Fiyatı 8 euro civarında. 4-11 yaş arası 4 euro. Turlar sabah 10 gibi başlayıp akşam 18 gibi bitiyor. Mevsime göre saatler esneyebiliyor. Bilet alımlarında genellikle kredi kartı geçmiyor.

Kanal turlarında teknelerin orta kısmındaki koltuklara oturarak iki cephe daha rahat izlenebilir

Brugge'de meydanlar ne kadar kalabalıksa ara sokaklar o kadar sakin ve huzurlu. Şehir, günübirlik turistlerin turlarla ve trenlerle geldiği saatlerde, sabah 10'dan sonra kalabalıklaşıyor, akşam hava kararmaya başladığında ise tekrar sakinleşiyor. Burası huzur arayanlar için günlerce sıkılmadan vakit geçirilebilecek bir atmosfere sahip. Sokaklarda neredeyse adım başı bulunan çikolata dükkanlarından alışveriş yapmak, akşamüstü nehir kenarında banklarda oturup ışıklandırılmış manzarayı izlemek oldukça keyif verici olmaktadır. Genel bir turistik gezi için ise 2 gün yetse de daha uzun süre kalacak olanların sıkılmayacağı kadar kilise, müze ve ortaçağ mimarisine sahip sayısız bina bulunmaktadır.

Şehrin son zamanlarda meşhur olmasına katkısı olan In Bruges filminin de çoğu mekanını yürüyerek görmek mümkündür. Minnewater köprüsü, Belfry kulesi, Burg Meydanı, Koningin Astridpark, Belediye Binası'nın yanındaki kemerli sokaktan (Blinde Ezelstraat) geçince görülen pazar yeri filmi izleyenler için mutlaka tanıdık gelecek yerlerdir.
Devamını Oku
      edit

1 Eylül 2015 Salı

Eylül 01, 2015 tarihinde, tarafından

Seyahat Yardımcısı : Brüksel (Belçika)


Bataklıktan doğan medeniyet, Avrupa başkenti, begonya çiçekli halı döşemeli kent; Brüksel.

İstanbul'dan yaklaşık 3 saat 20 dakikalık bir yolculuktan sonra yemyeşil araziler üzerinden alçalarak Brüksel Havaalanı'na ulaşılıyor. Uçak biletleri mevsime, havayolu şirketine, havaalanına (bir diğer havaalanı Charleroi) göre gidiş-dönüş toplam 350-650 lira arasında değişiyor. Brüksel Havaalanı'nın -1. katında yer alan trenlerle otomatlarda veya gişelerde 8,5 euro ödeyerek 15 dakikada Central durağına varılabilir. Bunun yerine giriş katındaki otobüsler ile ve taksilerle de şehir merkezine ulaşılabiliyor. Şehrin daha uzağındaki diğer havaalanı Charlerio'den de otobüsler bulunuyor.

Tren ile Central durağında inip çıkışa göre sağ yönde yürüyünce St Michael and St Gudula Katedrali bu bölgede görülebilecek en büyük yapılardan biri olarak dikkat çekiyor. Vaktiniz varsa içerisindeki arkeolojik kalıntıları 1 euro ödeyerek görebilirsiniz.



Burada kısa bir turun ardından Brüksel'in en meşhur yeri Grote Markt (Grand Place) meydanına yürünmeli. Uzun kulesi ile Hôtel de Ville (Town Hall) binası buranın sembolü. Karşısında bulunan tarihi Brüksel Şehir Müzesi ile birlike meydandaki en görkemli yapılar. Meydanda her 2 yılda bir Ağustos ayı içerisinde çiçeklerle büyük bir semobolik halı döşeniyor. Yaklaşık 600 bin begonyanın kullanıldığı bu şölen çift yıllarda gerçekleşiyor. 


Grand Place bölgesindeki Şehir Müzesi






Town Hall binasını karşıya alıp hemen solundaki ara sokaktan (yukarıdaki fotoğrafın sağındaki sokaktan) yaklaşık 5 dakika yürüme mesafesinde sol köşede Manneken Pis heyleki yer alır. Bu heykeldeki çocuğun büyük yangında işeyerek alevleri söndürdüğü, bombanın patlamasını fünyeye işeyerek engellediği gibi kahramanlık efsanelerinin yanı sıra, ailesinin yanında kaybolup bulunduğunda işemekte olduğuna dair söylentileri vardır.

Turistlerin oldukça ilgisini çeken Manneken Pis'e, belediye çalışanları tarafından zaman zaman  kıyafet giydirilmektedir.

Heykelin dişi versiyonu (Jeanneke Pis) ve köpek versiyonu (Zinneke Pis) da bulunmaktadır. Diğerleri kadar ilgi çekmezler. Jeanneke Pis, merkezdeki ara sokaklardan birinde, bölgedeki meşhur Delirium bar'ın karşısında parmaklıklar içerisinde yer alır.

Borsa binası (Bourse de Bruxelles), Les Galeries Royales Saint-Hubert kapalı alışveriş galerisi, Bira ve Çikolata müzeleri Grand Place meydanının çevresinde görülmesi gereken diğer yerlerdendir. Meydan gündüz olduğu kadar gece ışıklandırmaları ve kalabalığı ile hareketliliğini sürdürür.

Şehri biraz tepeden seyretmek için en güzel ve yakın yerlerden biri olan Mont des Arts meydanı (Kunstberg), Central tren istasyonu yakınında yer almakta, girişindeki bulvarda bulunan yüksek heykelleri ile dikkat çekmektedir. Merdivenleri çıkıp Mont des Arts bahçesini geçtikten sonra en tepe noktadan Town Hall kulesi görkemiyle dikkat çekecektir.


Mont des Arts'ta yukarıya çıkmaya devam edince yolun sonunda Kraliyet Sarayı Royal Palace of Brussels görünecektir. Binanın sol tarafına doğru büyük Brüksel Parkı göze çarpmaktadır. Sağındaki kısım olan Sablon bölgesinde Notre Dame du Sablon kilisesi civarında popüler restorant ve kafeler yer almaktadır. Sablon bölgesindeki ziyaret Adalet Sarayı Palace of Justice binasına gelince, şehrin tepeden manzarasını izleyerek son bulacaktır.


Merkezin biraz daha uzağında ama toplu taşımayla çok rahat ulaşılabilen Atomium ve Mini-Europe, bölgenin en çok turist çeken yerleri arasında bulunuyor. Metro ile Heysel durağında inerek buraya ulaşılabiliyor. Metro fiyati tek biniş 2.1 euro,  günlük ise 7.5 euro. 



Atomium bilet satışı 17.30'da, Mini-Europe bilet satışı 17.00'da sona ermektedir. Metroyla dönüşte Elisabeth durağında inerek büyük bazilika Basilica of the Sacred Heart ziyaret edilebilir. Buranın çatısından şehir manzarasını da kaçırmamak için en geç 16.30'a kadar (kışın 15.30) bilet almak gerekmektedir.


Brüksel'den Brugge, Gent gibi diğer önemli Belçika şehirlerinin yanısıra Amsterdam, Paris, Londra gibi Avrupa'nın büyük şehirlerine trenle yolculuk yapılabilmektedir. Şehrin merkezindeki Central istasyonu haricinde Nord ve Midi istasyonlarından da ulaşım mümkündür.

Brüksel de diğer Belçika şehirlerinde olduğu gibi çikolataları, trapist biraları, waffle - patates kızartması gibi yiyecek / içecekleriyle meşhurdur. Yeme içme ve gezmeye bu şehir için en az 2 gün ayırmalıdır.



Devamını Oku
      edit